Büyüdüklerinde şaşırıyorlar

Aşırı süslü kıyafetleri, tokaları, takıları, ayakkabılarıyla 'taş bebek' haline getirilmiş kız çocukları vardır. Gören herkes beğenir, sever, ilgi gösterir. Yoğun ilgiden çocuk kadar anneler de memnundur, zira, onu sevimli, prenses gibi giydirmeyi başaran kişi annesidir ne de olsa.
En küçük normal davranışları bile büyük olaymış gibi alkışlanan, abartılan, övülen bu çocukların bütün eşyaları, giysileri, çantaları da 'prenses rengi' olarak kabul edilen pembenin türlü tonlarında; barbi, cindy, winks gibi ideal vücutlu, havalı genç kız figürleriyle bezelidir.
Baştan aşağı pembeler giyinen küçük prenses, anne-babasına her dediğini yaptırma becerisine sahip kapris, naz ve gözyaşı yumağı, büyük anne ve babalar başta olmak üzere birinci dereceden tüm akrabaların gözbebeği, dünya güzelidir. Ancak, bu şekilde ben merkezci ve her isteği yapılarak büyütülen çocukların, aile dışında okul ve arkadaş ortamında başka şartlarla karşılaştıkça hayal kırıklığı yaşaması ve mutsuz olması kaçınılmaz bir gerçek.
Psikolog Fazilet Seyidoğlu'na göre, 'prenses sendromu' yaşayan bu çocuklar yuvaya veya ilkokula başlayınca yaşıtlarıyla eşit muamele görmeyi kabullenemiyor. Gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde de sorumluluk yüklenmekte zorlanıyorlar.
Okul yıllarında marka düşkünü oluyorlar
Seyidoğlu, okulda da evdeki gibi sürekli kendi istediğinin olmasını bekleyen çocukların özellikle grup oyunlarına uyum sağlamakta zorlandıklarını söylüyor. Dış görünüşleri ve kıyafetleri ile beğenilmeye alışan çocukların ilkokuldan itibaren 'marka düşkünü' haline geldiklerini belirten Seyidoğlu, "Çok süslü veya markalı kıyafetler giydirilen çocuklar çevresindekilere 'ben kıyafetimle sizden üstünüm, değerliyim' mesajı vermeyi öğreniyor.
Aileler, kendi özgüven eksikliklerini çocukların üzerinde yansıtıyor. Bu, çocukların ruhunu zedeleyen, çocuğa yapılan çok büyük bir zarardır. Çocukların dış görünüşten önce ahlaki eğitimlerine dikkat etmek ve bununla değerli olduğunu hissettirmek daha önemli." diyor. Seyidoğlu'na göre, çocuklara kıyafet seçerken de dengeli olmak gerekiyor. Onları ne aşırı süslemek ne de tamamen sade giydirmek doğru. En iyisi alışveriş sırasında çocukla anlaşarak ortalama bir tarz oluşturmak.
3 yaşından sonra kıyafetlerini kendisi seçmeye başlayan çocuklar, aileden ziyade televizyon dizilerinde, barbi bebeklerde ve arkadaşlarında gördükleri şekilde giyinmek istiyor. İlkokuldan itibaren de arkadaş arasında daha üstün olabilmek için ünlü markaların kıyafetlerini giymek için özen gösteriyor. Bu talepler aileyi maddi olarak da zorluyor.
Psikolog Fazilet Seyidoğlu, ailelerin, çocuğun kıyafeti ve dış görünüşü ile değerli görünme arzusunu destekleyecek davranışlardan kaçınması gerektiğini söylüyor. Örneğin, çocuğuna kaliteli olduğu için ünlü markaların kıyafetlerini ve eşyalarını alan aile marka ismini çocuğa söylemeye gerek duymamalı. Ona, dış görünüşünden dolayı değil, yaptığı güzel davranışlar ve becerilerinden ötürü beğeni sözcükleri kullanılmalı.
Modern aile çocukları narsist eğilimli
Sorumluluk almadan, hayatın olumsuz ve zor şartlarını öğrenmeden büyüyen genç kızların evlilik ve aile sorumluluğunu taşımaları da zor oluyor. Çevresindeki herkesten sevgi, ilgi ve hizmet beklentisi içinde yaşadığı için eşinden de aynı davranışları bekliyor. Karşılık bulamayınca da hayal kırıklığı yaşıyor.
Modern ailelerin çocuklarını narsist eğilimli yetiştirdiklerine dikkat çeken Fazilet Seyidoğlu şöyle konuşuyor: "Aileler çocukların duygu dünyasına çok önem veriyor ama çevresine karşı davranışlarına çok dikkat etmiyor. Başkasının düşüncelerine ehemmiyet vermeyen, sadece kendini haklı ve doğru gören, davranışlarının ve sözlerinin başkasını nasıl etkileyeceğini hesap etmeyen insanlar yetişiyor. "
Kız çocuklarına neden pembe renk empoze ediliyor?
Dükkanlar ve oyuncak üreticileri, kızlar için özellikle pembe renkli oyuncaklar üreterek ısrarcı prenseslerden oluşan bir jenerasyona sebep olmakla suçlanıyor. Uzmanlar "pembe salgını" olarak tanımladıkları bu durumun kız çocuklarının beynini yıkadığını ve basmakalıp cinsiyet fikirlerini empoze ettiğini öne sürüyor. Kızların daha üç yaşına gelmeden pembe renge bağlandıkları ve pembe dışında giysi ve oyuncakları reddeder hale geldiği de iddia ediliyor. Telegraph'ta yer alan bilgilere göre, bu sorun aileler ve eğitmenler tarafından etraflıca tartışılıyor. Çoğunluk pembe rengin empoze edilmesinden ve pembe dışında bir şey bulmanın neredeyse imkansız olduğundan şikayetçi.
Zaman
18/1/2009 | Kategori: Tavsiye | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
Hamilelikte diyabet beslenmesi
Hamileliğinizin 24. haftasında yaptırabileceğiniz 50 gramlık oral glukoz tolerans testinizden 1 saat sonra ölçülen kan şekeri değerleriniz 140 mg/dlt'nin üzerinde çıkar ise, doktorunuz gestasyonel diyabetten şüphelenecektir. Bu kez 100 gramlık oral glukoz tolerans testiniz yapılır. Eğer ön görülen değerlerin üzerinde rakamlarınız tespit edilirse, diyabet tanınız konur. Bu arada hamilelik öncesi tip 1 diyabeti olan hastalarımızı da unutmamak gerekir. İç Hastalıkları Uzmanı Arzu Yalçın: “Gestasyonel diyabeti olan kişilerde ilk tedavi modalitesi, diyet ve egzersizdir. Bu yöntemlerle çoğunlukla düzenli kan şekeri regülasyonu sağlanır.” diyor.
Hamileliğiniz öncesi diyabet hastasıysanız, bu özel sürecinizde diyetinize çok dikkat etmelisiniz. Kesinlikle basit şeker içeren gıdaları beslenme programınızda bulundurmamalısınız. Bunlar; çikolata, pasta, kek, tatlı, şekerleme tarzı gıdalardır. Ayrıca vücutta şekere dönüşen, nişastadan zengin yiyecekleri de belirli ölçülerde ve nadir olarak tüketmelisiniz. Örneğin; patates, havuç, börek, çörek, pirinçli gıdalar bu tür gıda gruplarıdır. Meyveleri belli miktarda yemelisiniz, çünkü içlerinde karbonhidrat bulunur. Porsiyon olarak, gün içine bölerek tüketmeniz gerekir.
Ayrıca hamileliğinizde diyabetinizin varlığında, dikkat etmeniz gereken en önemli noktalardan biri, ara öğünlerinizi ihmal etmemenizdir. Bu şekilde vücudunuzun insülin salgıları düzene girer. Ayrıca almanız gereken kilo da dengelenmiş olur. Hamilelere verilen günlük kalorinin 2000kcal’ın altında olamayacağını bilmelisiniz.
Diyabet ve hamilelik
Diyetisyen Müge Aksu: “Kan şekeri istenilen sınırlar içinde bulunan, diyabeti benimsemiş, kendini bu konuda tanıyan diyabetli bir bireyin, hamile kalması bir sorun oluşturmaz. 9 ay boyunca anne adayını ve bebeği komplikasyonlardan korumak için iyi bir ekip çalışması gerekir.” diyor. Anne adayı ile koordineli çalışması gereken ekibi de aşağıdaki gibi sıralıyor.
1. Kadın doğum uzmanıperinatolog
2. Diyabet uzmanıendokrinolog
3. Diyetisyen
4. Diyabet eğitim hemşiresi
Önlemlerinizi alın
Hamileliğin kendisinin diyabetojenik bir süreç olduğunu bilmelisiniz. Dolayısıyla, hamileliğiniz diyabete özgü komplikasyonlarınızı ağırlaştırabilir. Bu yüzden en az 6 ay önceden hamileliğiniz için hazırlıklara başlamalısınız.
Doğru beslenme düzeni
Dengeli beslenmenizin temeli, 5 ana besin grubunu günlük olarak tüketmenizdir.
• Süt-yoğurt
• Sebze-salata
• Meyve
• Et-tavuk-peynir-yumurta
• Yağ grubu- zeytin- kuru yemişler
Beslenmenizde karbonhidrat alımınız son derece önemlidir. Özellikle posalı besin tüketiminizi artırmalısınız. Posalı karbonhidratlar, besinlerinizin bağırsaklarınızdan emilimini yavaşlatarak, kan şekerinizin düzenlenmesinde etkin rol oynarlar. Böylelikle kan şekerinizdeki ani iniş ve çıkışlarını engellemiş olursunuz. Her öğünde lifli gıda alımınız, beslenmenizde önem kazanır. Esmer ekmek (Hamilelerde demir emilimini azaltmamak adına tam buğday veya çavdar ekmeği tercih edilir.), esmer pirinç, bulgur, yeşil yapraklı sebzeler, meyveler (Porsiyon miktarına dikkat etmek şartıyla) posa açısından zengindir. Kan şekerinizi dengede tutmanız adına küçük ara öğünler ekleyebilirsiniz.
Örneğin:
• Tam buğday ekmeği + peynir
• Tam buğday ekmeği + yoğurt
• Kepekli grisini veya şekersiz tahıllı bisküviler veya yulaf gevreği + süt
Tam olarak tüketmeniz gereken miktar, ihtiyacınıza ve şeker sonuçlarınıza göre diyetisyeniniz tarafından belirlenmelidir.
Şeker kullanımı
Hamileliğinizde kişisel özelliklerinize göre, şeker kullanımınıza belli seviyelerde izin verilebilir. Tatlandırıcı olarak aspartamın hamilelikte kullanımına izin verilmiştir, çünkü plesanta yolu ile bebeğe geçişi gözlenmemiştir. Sakarin kullanımının bebek üzerinde olumsuz etkilerine rastlanmamakla birlikte, plesanta aracılığı ile bebeğe geçişi söz konusu olduğundan önerilmemektedir. Miktarı konusunda yine diyetisyeninize danışmanız gerekir.
Fiziksel aktivite
Fiziksel aktivite uygulamalarınız, düzenli kan şeker seviyenizin sağlanmasında, vücut ağırlığınızın korunmasında ve yüksek seyreden tansiyonunuzun düşürülmesi aşamasında etkindir. Öğünleriniz öncesi, aç karnına egzersiz yapmanız hipogliseminize neden olabilir. Ana yemeğinizden 1 saat, ara öğününüzden de 30 dakika sonra spora başlamalısınız. Yoğun egzersiz yapacağınız zaman, uygulanılacak insülin dozunuz veya kullanılıp kullanamayacağınız, mutlaka doktorunuz tarafından belirlenmelidir. İnsülin enjeksiyonunu, en az çalıştıracağınız bölgeye uygulamalısınız.
17/1/2009 | Kategori: Hamilelik donemi | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı
<Önceki Yazılar | Sonraki Yazılar>